Ambalajlı gıdalarda Beslenme Skoru dönemi için ilk adım atıldı. Sağlık Bakanlığı, ürünlerin besin profilini A’dan E’ye kadar değerlendiren dijital hesaplama aracını erişime açtı. Peki market rafında tek bir harfe bakarak ne kadar doğru karar verebiliriz?
Markette bir ürün seçerken elimizde çoğu zaman birkaç saniye var. Ambalajın ön yüzü, fiyatı, marka, içerik listesi, besin değerleri… Hepsi aynı anda kararımızı etkilemeye çalışıyor. Üstelik ürünlerin arka yüzündeki besin tablolarını okumak ve iki farklı ürünü karşılaştırmak herkes için kolay değil. Türkiye şimdi bu karmaşık tabloyu biraz daha sadeleştirmeye hazırlanıyor: Beslenme Skoru.
Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından erişime açılan dijital hesaplama aracı, ambalaj üzerindeki besin değerlerinden yola çıkarak ürünün beslenme profilini değerlendiriyor. Sistem, ürünleri A’dan E’ye uzanan beş sınıfta gösteriyor. A ve B daha olumlu, C orta, D ve E ise daha düşük besin profiline işaret ediyor. İlk bakışta oldukça pratik. Ama mesele tam da burada başlıyor.
A iyi, E kötü mü?
Beslenme Skoru’nu yalnızca “A alan sağlıklı, E alan sağlıksız” şeklinde okumak sistemin ne söylediğini fazlasıyla basitleştirmek olur. Çünkü skor, bir ürünün genel besin profilini değerlendirmeyi amaçlıyor. Enerji, şeker, doymuş yağ ve tuz gibi sınırlandırılması önerilen bileşenlerin yanı sıra protein, lif ve meyve-sebze veya baklagil içeriği gibi unsurlar da hesaplamada dikkate alınıyor. Dolayısıyla sistemin asıl amacı, bir ürüne sağlık sertifikası vermekten çok benzer ürünler arasında karşılaştırma yapmayı kolaylaştırmak.
Örneğin aynı kategoride iki kahvaltılık ürün arasında seçim yaparken A olanın, D olandan daha olumlu bir besin profiline sahip olduğunu hızlıca görmek mümkün olabilir. Ama A harfi, o ürünü sınırsız tüketebileceğimiz anlamına gelmiyor. Aynı şekilde E harfi de bir ürünün “zehirli” ya da tamamen tüketilmemesi gereken bir gıda olduğu anlamına gelmiyor.
Etiketi okumayı kolaylaştıracak mı?
Buradaki temel hedef aslında oldukça anlaşılır: Tüketicinin küçük puntolarla yazılmış uzun besin tablolarını tek tek çözmek zorunda kalmadan ürünleri daha kolay karşılaştırabilmesi. Bu açıdan renk ve harf sistemi işe yarayabilir. Fakat burada başka bir risk ortaya çıkıyor: Kolay anlaşılır bilgi, eksik anlaşılabilir bilgiye dönüşebilir mi? Bir ürünün A alması, içindekiler listesini gereksiz hale getirmiyor. Bir ürünün E olması da tek başına nedenini açıklamıyor. Üstelik gıdanın nasıl tüketildiği, porsiyon büyüklüğü ve kişinin genel beslenme düzeni de işin içinde. Yani market rafındaki küçük harf, bütün hikâyenin özeti değil; olsa olsa hikâyeye giriş cümlesi.
Üreticinin önünde de yeni bir soru var
Beslenme Skoru yalnızca tüketicinin alışveriş davranışını değiştirmeyecek. Sistem zorunlu hale geldiğinde üreticilerin de ürünlerinin besin profili ve ambalajları açısından yeni bir döneme hazırlanması gerekecek. Burada önemli bir ihtimal var: Üreticiler daha iyi bir skor elde etmek için ürünlerinin formülasyonlarını değiştirmeye yönelirse, etiketleme sistemi yalnızca tüketiciye bilgi veren bir araç olmaktan çıkıp ürünlerin yeniden formüle edilmesini teşvik eden bir mekanizmaya dönüşebilir. Bu kulağa olumlu geliyor. Ama hangi değişikliklerin yapılacağı da önemli. Bir ürünün şekerini azaltmak başka, bunu başka bir bileşenle telafi etmek başka. Tuzun düşürülmesi başka, lezzetin ve tüketim alışkanlığının nasıl değişeceği başka. Bu nedenle sistemin başarısını yalnızca kaç ürünün A veya B aldığıyla değil, gıda üretiminde gerçekten nasıl bir değişim yarattığıyla ölçmek gerekecek.
Peki ne zaman başlayacak?
Şimdilik en net gelişme, hesaplama altyapısının kullanıma açılmış olması. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın güncel sayfalarında da Beslenme Skoru Hesaplama Aracı ile üreticilere yönelik Beslenme Skoru Üretici Kullanım ve Reformülasyon Rehberi yer alıyor. Ancak tüketicinin market rafında bu sistemi zorunlu olarak görmeye başlayacağı tarih ve geçiş takvimi henüz netleşmiş değil. Dolayısıyla bugün için karşımızda tamamlanmış bir etiketleme düzeninden çok, yeni bir sistemin altyapısının kurulması var.
Ya Sonra?
Bir gıdanın ambalajına A, B, C, D ya da E yazmak, alışverişi kolaylaştırabilir. Fakat sağlıklı beslenme, beş harfe sığmayacak kadar karmaşık. Asıl başarı, tüketicinin “A gördüm, aldım” noktasına gelmesi değil; o harfin neyi ölçtüğünü, neyi ölçmediğini ve ürünün genel beslenme düzenindeki yerini anlayabilmesi olacak. Daha da önemlisi, bu sistem üreticileri yalnızca daha iyi görünen bir etiket almaya mı, yoksa gerçekten daha iyi ürünler geliştirmeye mi yöneltecek? Beslenme Skoru’nun gerçek sınavı market rafında başlayacak. Çünkü mesele artık yalnızca etiketi okumak değil; etiketin bize ne kadarını gerçekten anlattığını bilmek.
