Süt denince akla hâlâ inekler, çiftlikler ve sağım makineleri geliyor. Peki ya gelecekte süt proteini üretmek için ineğe ihtiyaç kalmazsa? Ya sonra?
Süt sektörü dışarıdan bakıldığında oldukça istikrarlı görünüyor. Ancak sektörün içinde konuşulanlar farklı bir tabloya işaret ediyor. Özellikle sporcu beslenmesinden bebek mamalarına kadar birçok üründe kullanılan süt proteinlerine olan talep artarken, geleneksel üretim bu büyümeye ne kadar cevap verebilecek sorusu giderek daha fazla gündeme geliyor. Avrupa Birliği’nin Hollandalı biyoteknoloji girişimi Vivici’ye verdiği 12,5 milyon euroluk destek de bu tartışmanın son örneklerinden biri. Şirket, sütte bulunan proteinleri hayvancılığa ihtiyaç duymadan üretmeyi hedefliyor.
İnek Olmadan Süt Proteini
Şirketin geliştirdiği yöntem kulağa biraz sıra dışı geliyor. Sütün kendisini üretmek yerine, sütte bulunan değerli proteinler mikroorganizmalar yardımıyla üretiliyor. Yani süreç bir çiftlikte değil, daha çok bir gıda üretim tesisinde gerçekleşiyor. Amaç sütü ortadan kaldırmak değil. Amaç, gıda sanayisinin ihtiyaç duyduğu belirli proteinleri daha kontrollü ve ölçeklenebilir şekilde üretmek. Bu yaklaşım bugün hâlâ yeni sayılıyor. Ancak Avrupa’nın bu alana milyonlarca euro yatırım yapması, teknolojinin artık yalnızca laboratuvarlarda konuşulan bir fikir olmaktan çıktığını gösteriyor.
Asıl Mesele Sürdürülebilirlik mi?
Alternatif proteinler bugüne kadar çoğunlukla çevresel faydalarıyla gündeme geldi. Daha az kaynak kullanımı, daha düşük emisyonlar ve daha verimli üretim süreçleri en sık dile getirilen avantajlardı. Fakat Vivici örneğinde dikkat çeken nokta başka. Burada konuşulan şey yalnızca çevre değil. Konuşulan şey aynı zamanda arz güvenliği. Çünkü gıda sektörünün ihtiyaç duyduğu protein miktarı büyürken, mevcut sistemin bu talebi ne kadar karşılayabileceği de sorgulanmaya başlanıyor. Bir başka deyişle, biyoteknoloji şirketleri artık “daha sürdürülebiliriz” demekten çok, “artan talebi karşılayabiliriz” iddiasıyla öne çıkıyor.
Yeni Bir Gıda Düzeni mi Geliyor?
Elbette bu gelişmeler çiftliklerin ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Ancak gıda sektöründe uzun yıllardır birlikte düşündüğümüz iki kavramın ayrışmaya başladığını gösteriyor:
Süt üretmek ve süt proteini üretmek.
Bugün bunlar aynı şey gibi görünüyor. Gelecekte ise olmayabilir. Tıpkı elektriğin farklı kaynaklardan üretilebilmesi gibi, gıda sektörünün ihtiyaç duyduğu proteinler de farklı yöntemlerle üretilebilir hale gelebilir.

Ya Sonra?
Belki de önümüzdeki yıllarda asıl tartışma bitkisel mi hayvansal mı sorusu olmayacak.
Asıl soru şu olacak:
İnsanların ihtiyaç duyduğu proteinleri üretmek için gerçekten her zaman bir çiftliğe ihtiyaç var mı?
Vivici’nin aldığı destek bu sorunun cevabını henüz vermiyor. Ancak Avrupa’nın attığı bu adım, geleceğin gıda sistemlerinde proteinin nerede ve nasıl üretileceğine dair yeni bir dönemin kapısını aralıyor olabilir. Ve görünen o ki bu hikâyede artık yalnızca çiftlikler değil, biyoteknoloji tesisleri de önemli bir rol üstlenmeye hazırlanıyor.
