Ketçabın üstünde küçük bir ifade, sosyal medyada büyük bir paniğe dönüştü: “Biyomühendislik ürünü bileşen içerir.” Peki bu gerçekten bir sağlık uyarısı mı, yoksa etiketin bize söylediği bambaşka bir şey mi var?
Ketçap deyince akla domates, patates kızartması ve muhtemelen çocukluğun o değişmez kırmızı şişesi geliyor. Son günlerde ise aynı şişe, sosyal medyada “Frankenstein yemeği” ilan edildi. Nedeni, ABD’de satılan bazı Heinz ketçaplarında görülen “biyomühendislik ürünü bileşen içerir” bildirimi. İnternette dolaşan hikâye oldukça iddialı: Ketçapta GDO’lu yüksek fruktozlu mısır şurubu kullanıldığı, bunun kan şekerini yükselttiği, iltihabı tetiklediği, hormonları ve bağırsak sağlığını bozduğu, hatta GDO’ların kansere bağlandığı öne sürülüyor. Bir de üstüne “Bakın, artık etikete bile yazmak zorunda kaldılar” cümlesi eklenince hikâye tamamlanıyor.
Ama tam burada frene basmak gerekiyor.
Çünkü “biyomühendislik ürünü bileşen içerir” ifadesi, “bu gıda sağlığa zararlıdır” demek değil. ABD Tarım Bakanlığı’nın (USDA) biyomühendislik gıda etiketleme sistemi, tüketiciye bir ürünün belirli biyoteknolojik yöntemlerle elde edilmiş bileşen içerip içermediğini bildirmeyi amaçlıyor. USDA da bu bildirimin gıdanın sağlık veya güvenliği konusunda bir değerlendirme olmadığının altını çiziyor.
Peki, Heinz ketçabın içinde ne var?
ABD’de satılan klasik Heinz ketçabın içerik listesinde domates konsantresinin yanı sıra damıtılmış sirke, yüksek fruktozlu mısır şurubu ve mısır şurubu bulunuyor. Mısırın ABD’de biyomühendislik uygulamalarının yaygın olduğu tarımsal ürünlerden biri olması, konunun etiket tarafını açıklıyor. Fakat burada da önemli bir ayrıntı var: Mısırdan elde edilen her bileşen otomatik olarak “GDO’lu” anlamına gelmiyor. Özellikle yüksek oranda işlenmiş bileşenlerde genetik materyalin nihai üründe tespit edilip edilememesi, ABD’deki biyomühendislik etiketleme kurallarının önemli tartışma başlıklarından biri.
Yani sosyal medyada gördüğümüz hikâye aslında iki ayrı meseleyi birbirine bağlıyor.
Bir tarafta gerçek bir etiketleme sistemi ve bu sistem kapsamında tartışılan biyomühendislik bileşenleri var. Diğer tarafta ise bu etiketi doğrudan “kanser uyarısı” gibi okumak. İkisi aynı şey değil. Üstelik konu yalnızca Heinz’le de sınırlı değil. ABD’de biyomühendislik gıdaların nasıl tanımlanacağı ve hangi işlenmiş ürünlerin etiket kapsamında değerlendirileceği uzun süredir tartışılıyor. 2025’te görülen bir federal temyiz davası da USDA’nın yüksek oranda rafine edilmiş bileşenlere ilişkin yaklaşımını yeniden gündeme taşıdı.
Dolayısıyla mesele bir şişe ketçaptan biraz daha büyük.
Çünkü gıda etiketleri artık yalnızca “İçinde ne var?” sorusunu yanıtlamıyor. “Nasıl üretildi?”, “Genetik olarak değiştirildi mi?”, “Ne kadar işlendi?” ve en önemlisi “Bunu bilmek benim için neden önemli?” sorularını da beraberinde getiriyor. Ve aslında asıl sorun burada başlıyor. Bir etikette “biyomühendislik” yazdığında tüketici bunu bilimsel bir bilgi olarak mı okuyacak, yoksa otomatik olarak “tehlike” işareti olarak mı? Çünkü ikisi arasında ciddi bir fark var.
Ya Sonra?
Bir ketçap şişesindeki küçük bir etiket, gıdanın geleceğine dair kocaman bir tartışmayı yeniden açıyor: Tüketici neyi bilmek istiyor, üretici neyi açıklamak zorunda ve bilimsel bir terim ne zaman korku sözcüğüne dönüşüyor? Heinz ketçabın üzerindeki ifade, tek başına bize onun “zehirli” olduğunu söylemiyor. Ama gıdanın üretim biçiminin artık içerik listesi kadar görünür olması gerektiğini hatırlatıyor. Belki de geleceğin gıda etiketi yalnızca “içindekiler” listesini değil, o içindekilerin hikâyesini de anlatmak zorunda.
