Dünyanın Gıda Karnesi Alarm Veriyor

Editor
5 Dk Okunabilir

197 ülkenin değerlendirildiği yeni araştırma, küresel gıda sistemlerinin 2030 hedeflerine ulaşma hızının yetersiz kaldığını ortaya koyuyor. 44 göstergenin yalnızca 22’sinde ilerleme kaydedilirken; pestisit kullanımı, gıda güvencesizliği, ultra işlenmiş gıdalar ve gıda kaynaklı emisyonlar gibi kritik başlıklarda tablo daha da kötüleşiyor.

Gıda sisteminin sorunu artık yalnızca yeterince üretip üretemediğimiz değil. Ne ürettiğimiz, bunu hangi kaynaklarla yaptığımız, kimin erişebildiği ve üretimin gezegen üzerindeki yükünün ne olduğu da aynı denklemin parçası. Gıda Sistemleri Geri Sayım Girişimi’nin (FSCI) yeni araştırması, bu denklemin henüz doğru kurulamadığını gösteriyor. FAO, Johns Hopkins Üniversitesi, Cornell Üniversitesi ve GAIN tarafından yürütülen çalışmada 197 ülke, beslenme ve sağlık; çevre ve doğal kaynaklar; geçim kaynakları; yoksulluk ve eşitlik; yönetim ve dayanıklılık olmak üzere beş ana alanda ve 44 gösterge üzerinden değerlendirildi. Sonuç ise küresel gıda sisteminin 2030 hedeflerinin gerisinde kaldığını ortaya koyuyor.

22 Gösterge İlerliyor, 7’si Geriye Gidiyor

Araştırmaya göre 44 göstergenin 22’sinde ilerleme sağlanırken, 15 göstergede belirgin bir değişim görülmedi. Yedi göstergede ise durum daha kötüye gitti. Olumlu gelişme gösteren alanlar arasında güvenli suya erişim, bilgiye erişim, kamu yönetiminin etkinliği ve tarımsal verimlilik bulunuyor. Ancak gıda sisteminin çevresel ve sosyal yükünü ortaya koyan bazı göstergelerde tablo ters yönde ilerliyor. Pestisit kullanımı, ultra işlenmiş gıda satışları, gıda güvencesizliği, sağlıklı beslenmenin maliyeti, kamu yönetiminde hesap verebilirlik ve sivil toplumun karar alma süreçlerine katılımı kötüleşen göstergeler arasında. En kritik başlıklardan biri ise gıda kaynaklı sera gazı emisyonları. Mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde araştırma, hiçbir ülkenin gıda kaynaklı emisyonlarda sıfır emisyon hedefine ulaşamayacağına dikkat çekiyor.

Gıdanın Geleceği Sadece Tarlada Belirlenmiyor

Araştırmanın önemli taraflarından biri de gıda sistemini yalnızca tarımsal üretim üzerinden değerlendirmemesi. Sağlıklı beslenmeye erişim, yoksulluk, çalışma koşulları, kamu yönetimi, çevresel etkiler ve dayanıklılık aynı çerçevede ele alınıyor.

Bu yaklaşım, sürdürülebilir gıda tartışmasının neden giderek genişlediğini de gösteriyor. Daha az su kullanan bir üretim modeli kurmak önemli; ancak üretilen gıdanın tüketici için erişilebilir olmaması, üreticinin geçimini sağlayamaması ya da sistemin iklim şoklarına karşı kırılgan kalması halinde dönüşüm tamamlanmış sayılmıyor. Başka bir deyişle, gıdanın sürdürülebilirliği tarlada başlayıp sofrada bitmiyor.

Ülkelerin Karnesi Aynı Değil

Araştırma, küresel tabloyu tek bir ortalamaya indirgemek yerine ülkeler ve bölgeler arasındaki farkları da ortaya koyuyor. Japonya, Asya’da 16 göstergede; İzlanda, Avrupa’da 21 göstergede; Kanada, Kuzey ve Güney Amerika’da 17 göstergede; Tunus, Afrika’da 16 göstergede ve Yeni Zelanda, Okyanusya’da 14 göstergede küresel hedeflere en yakın sonuçları elde eden ülkeler arasında yer aldı. Ancak bazı bölgelerde hedeflenen noktaya ulaşmak için gereken yıllık ilerleme hızının oldukça yüksek olması gerekiyor. Afrika’nın gıda güvencesizliği, tarımsal su kullanımı, kamu yönetimi ve çocuk işçiliği gibi 16 göstergede küresel ölçütleri yakalayabilmesi için her yıl yüzde 20’nin üzerinde iyileşme sağlaması gerekiyor.Bu fark, gıda sistemlerinin dönüşümünde tek bir küresel reçetenin yeterli olmayacağını da gösteriyor.

2030 Olmazsa 2050 mi?

Araştırmayı değerlendiren TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, mevcut ilerlemenin 2030 hedefleri için yeterli olmadığını, ancak bugünden itibaren daha hızlı hareket edilmesi halinde hedeflerin büyük bölümüne 2050’ye kadar ulaşılabileceğini belirtiyor. Bu yaklaşım bir yandan umut verici, diğer yandan önemli bir soruyu beraberinde getiriyor: 2030 için belirlediğimiz hedefleri 2050’ye ertelemek, iklim ve gıda krizinin maliyetini de gelecek kuşaklara ertelemek anlamına gelmeyecek mi? Çünkü gıda sisteminin dönüşümünde zaman yalnızca bir takvim meselesi değil. Her gecikme; daha fazla kaynak tüketimi, daha yüksek emisyon, daha kırılgan tedarik zincirleri ve daha pahalı gıda anlamına gelebilir.

Türkiye için Anlamı

Türkiye açısından tabloyu yalnızca küresel sıralamadaki yerimiz üzerinden okumak da yeterli değil. Türkiye’nin güçlü tarımsal üretim altyapısı ve gelişmiş gıda sanayisi önemli bir avantaj oluşturuyor. Ancak iklim değişikliği, su kaynakları üzerindeki baskı, üretim maliyetleri ve fiyat dalgalanmaları bu avantajın gelecekte otomatik olarak korunacağı anlamına gelmiyor. Tam tersine, Türkiye’nin üretim kapasitesini daha az kaynakla, daha düşük emisyonla ve daha yüksek dayanıklılıkla sürdürebilmesi gerekiyor. Gıda sisteminin geleceği için mesele artık yalnızca daha fazla üretmek değil; toprağın, suyun, üreticinin ve tüketicinin aynı sistem içerisinde ayakta kalmasını sağlamak. Araştırmanın ortaya koyduğu tablo da bu nedenle yalnızca küresel bir karne değil, Türkiye için de bir uyarı niteliğinde: 2030 hedeflerine ulaşmak istiyorsak gıda sistemini parça parça değil, üretimden tüketime kadar bütün olarak dönüştürmek gerekiyor.

Bu Makaleyi Paylaşın
Yorum yapılmamış