Ağaç dikmek deyince akla kürek, fidan ve insan emeği geliyor. BİM ile Ecording’in yürüttüğü projede ise hikâyenin bir bölümü gökyüzünden ilerliyor. Projenin üçüncü fazında 3 milyon ağaç tohumu drone’larla doğaya bırakılacak. Böylece iki yılda doğayla buluşturulan toplam tohum sayısı 8,5 milyona ulaşacak.
Bir orman bazen bir fidanla, bazen de gökyüzünden bırakılan küçük bir tohumla başlayabiliyor. BİM’in Ecording iş birliğiyle yürüttüğü ağaç tohumu projesinin üçüncü aşamasında 3 milyon tohum daha Türkiye’nin farklı bölgelerindeki ormanlaştırma çalışmalarına dahil edilecek. İlk iki fazda 2,5 milyon ve 3 milyon olmak üzere toplam 5,5 milyon tohumun doğayla buluşturulduğu projede yeni fazın tamamlanmasıyla sayı 8,5 milyona çıkacak.
Kürek Yerine Drone
Projenin dikkat çekici tarafı yalnızca tohum sayısı değil, kullanılan yöntem. Tohumların doğaya ulaştırılmasında drone teknolojisinden yararlanılıyor. Böylece ulaşılması güç alanlarda tohumların daha geniş bir alana bırakılması hedefleniyor. Şimdiye kadar proje kapsamında yaklaşık 106 hektarlık, yani 152 futbol sahası büyüklüğünde bir alana tohum ekildiği belirtiliyor. Projenin açıklanan hesaplamasına göre bu alanlarda oluşacak yeşil alanların sağlayacağı oksijen, 759 bin 265 kişinin bir yıllık oksijen ihtiyacına denk geliyor.

Ancak bir tohumu doğaya bırakmakla orman kurmak arasında oldukça uzun bir yol var. Tohumun filizlenmesi, hayatta kalması, büyümesi ve bulunduğu ekosisteme gerçekten dahil olması; yağıştan toprağın yapısına, bölgedeki iklim koşullarından bakım süreçlerine kadar birçok değişkene bağlı. Bu nedenle milyonlarca tohumluk projelerde asıl mesele yalnızca kaç tohum bırakıldığı değil, kaçının gerçekten hayatta kaldığı sorusu.
Tohumun Yolculuğunda İnsan da Var
Projenin bir başka boyutu ise iklim krizinin etkilerini yoğun biçimde yaşayan bölgelerdeki kadınların tohum işleme süreçlerine dahil edilmesi. Böylece proje yalnızca yeniden ağaçlandırma hedefiyle değil, yerel toplulukların ekonomik ve sosyal olarak sürece katılımıyla da ilerliyor. Tüketiciler de projeye ürün üzerinden dahil ediliyor. Üzerinde “Dost’tan Doğaya” ifadesi bulunan Dost Süt ürünlerinin ambalajlarındaki QR kod aracılığıyla tohumların gelişim sürecinin takip edilmesi mümkün olacak. Projenin üçüncü fazına ait ürünlerin 25 Ağustos’ta BİM raflarında yer alması planlanıyor. Bu model, tüketim ile çevresel bir projeyi aynı zincirde buluşturuyor. Bir ürün satın alınıyor, ambalajdaki kod üzerinden projeye erişiliyor ve tüketici kendisini doğaya bırakılan bir tohumun hikâyesinin parçası olarak görüyor.
Buradaki kritik soru ise şu: Bir ağacın hikâyesini QR koddan takip etmek, o ağacın gerçekten büyümesini sağlamaya yetiyor mu? Elbette yetmiyor. Ama projenin çevresel etkisini değerlendirmek için tam da bu nedenle yalnızca başlangıçtaki tohum sayısına değil, zaman içinde ortaya çıkan gerçek ekolojik sonuca bakmak gerekiyor.
Milyonlarca Tohumdan Sonra Ne Olacak?
BİM, üçüncü fazın tamamlanmasıyla toplam 8,5 milyon tohumun doğayla buluşacağını açıklıyor. Rakam büyük. Fakat ekosistemlerin onarımı, yalnızca büyük rakamlarla ölçülebilecek bir süreç değil. Bir tohumun ormana dönüşmesi yıllar alıyor. Üstelik yeni bir yeşil alanın gerçekten kalıcı olması, yalnızca ağaç sayısıyla değil; biyoçeşitlilik, toprak sağlığı, su döngüsü ve bölgenin iklim koşullarıyla birlikte değerlendirilmeli. Bu yüzden drone’ların gökyüzünden bıraktığı milyonlarca küçük tohum aslında daha büyük bir sorunun başlangıcını oluşturuyor: Doğaya ne kadar tohum bıraktığımız kadar, bıraktığımız tohumların nasıl bir ekosisteme dönüşeceğini de takip edebilecek miyiz?
