Daha Az Şişe Su İçiyoruz. Peki Neden?

Zehra Kara
6 Dk Okunabilir

Türkiye’de ambalajlı su tüketiminin geçen yıla göre yüzde 30’a yakın gerilediği açıklandı. İlk bakışta plastik kullanımının azalması sevindirici görünüyor; ancak düşüşün arkasında çevre bilincinden çok daha karmaşık bir tablo var: daha düşük sıcaklıklar, artan fiyatlar ve hızla yaygınlaşan ev tipi arıtma sistemleri.

Bir ülkede insanlar daha az plastik şişe satın almaya başladıysa bunu kolayca iyi haber olarak okuyabiliriz. Daha az ambalaj, daha az atık, daha az taşıma… Fakat Türkiye’nin ambalajlı su pazarında bu yıl yaşanan düşüş, henüz böyle bir çevre hikâyesini doğrulamıyor. Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı, geçen yıla göre tüketimde yüzde 30’a yakın gerileme yaşandığını açıkladı. Ancak kendisi de bu oranın yılın ilk dokuz aylık verileriyle daha net görülebileceğini belirtiyor. Yani elimizde şimdilik kesinleşmiş bir yıllık tüketim sonucu değil, sektörün güncel değerlendirmesi bulunuyor.

Şişedeki Düşüşün Nedeni Çevre Bilinci mi?

İlk cevap pek de öyle görünmüyor. SUDER’e göre düşüşte iki temel faktör yaklaşık yarı yarıya etkili: mevsim normallerinin altında seyreden sıcaklıklar ve ekonomik koşullar. Özellikle yazlık bölgelerde satış talebinin beklenenden düşük kaldığı belirtiliyor. Bu da ambalajlı su tüketiminin hava sıcaklığına ne kadar doğrudan bağlı olduğunu yeniden gösteriyor. Nitekim 2024’te sıcaklıkların yükseldiği yaz aylarında damacana ve PET ambalajlı su satışlarında yüzde 35’in üzerinde artış bildirilmişti. Ekonomik taraf ise daha çarpıcı. Su gibi temel bir ürünün ambalaj, üretim, lojistik ve satış maliyetleri arttıkça tüketicinin tercihi de değişiyor. Dolayısıyla bugün daha az şişe su satın alınması, tüketicinin plastikten vazgeçtiği anlamına gelmeyebilir; aynı zamanda daha pahalı hale gelen bir üründen tasarruf edildiği anlamına gelebilir.

Bir Başka Yol: Evde Arıtma

Düşüşün daha yapısal olabilecek nedenlerinden biri ise ev tipi su arıtma sistemlerinin yaygınlaşması. SUDER Başkanı, Türkiye’de hanelerin yaklaşık yüzde 50’sinde arıtma sistemi bulunduğunu belirtiyor. Bu oran, ambalajlı su sektörünün geleceği açısından dikkat çekici. Çünkü daha önceki yıllarda da arıtma sistemlerinin yaygınlaşmasının özellikle damacana tüketimini aşağı çektiği görülmüştü. Ancak burada da “şişe sudan vazgeçtik, sorun çözüldü” demek mümkün değil. Ev tipi arıtmanın çevresel bilançosu kullanılan cihazın teknolojisine, bakımına ve atık su miktarına göre değişiyor. SUDER’in verdiği, bir litre arıtılmış su için yaklaşık beş litre su harcandığı iddiası ise sektör temsilcisinin açıklaması; bağımsız bir ölçüm olarak değerlendirilmemeli. Dolayısıyla arıtma sistemlerinin yaygınlaşmasını otomatik olarak daha sürdürülebilir bir seçenek ilan etmek de doğru olmaz.

Plastik Azalıyor mu, Yoksa Sadece Biçim mi Değiştiriyor?

Türkiye’nin ambalajlı su tüketiminde aslında daha uzun bir dalgalanma var. SUDER verilerine göre kişi başına tüketim 2018’de 150 litreye kadar çıkarken 2020’de 126 litreye geriledi; 2024’te 137 litreye yükseldi ve 2025’te yeniden 132 litreye düştü. 2026 için ise kişi başına 136 litre tüketim öngörülüyordu. Üstelik pazarın tamamı PET şişeden oluşmuyor. 2025’te kişi başına tüketimin 70 litresi PET ve cam ambalajlardan, 62 litresi ise damacanadan geldi. Aynı yıl toplam ambalajlı su pazarı da 11,4 milyar litre olarak gerçekleşti. Bu ayrım önemli. Çünkü “daha az şişe” ile “daha az ambalajlı su” aynı şey değil. İnsanlar küçük PET şişelerden damacanaya, damacanadan arıtmaya veya başka bir kaynağa geçebilir. Gerçek çevresel kazanımı anlayabilmek için yalnızca satış miktarına değil, hangi ambalajın ne kadar kullanıldığına, kaç kez kullanıldığına, geri dönüşüm oranına ve alternatiflerin su ve enerji tüketimine birlikte bakmak gerekiyor.

Depozito Sistemi de Denkleme Girdi

Üstelik 2026’da ambalajlı su tüketiminin geleceğini etkileyebilecek başka bir değişiklik daha var: Depozitosu Olan Ambalajlar Sistemi (DOA). Temmuz ayında Türkiye genelinde devreye alınan sistem kapsamında üç litreye kadar olan ambalajlar depozito mekanizmasına dahil edilirken, beş litrelik su ambalajları kapsam dışında kalıyor. Sektör temsilcisine göre sistemin uygulanmasıyla birlikte ambalajlı su fiyatlarında da artış yaşandı. Bu nedenle önümüzdeki dönemde tüketimdeki değişimin yalnızca “insanlar artık plastik istemiyor” şeklinde okunması yetersiz kalacak. Fiyat, hava sıcaklığı, arıtma sistemleri, depozito uygulaması ve ambalaj türü aynı denklemde buluşuyor.

Daha Az Tüketmek Her Zaman Daha Sürdürülebilir mi?

Belki de asıl soru burada. Ambalajlı su tüketiminin düşmesi elbette daha az plastik üretimi ve atığı anlamına gelebilir. Fakat bunun gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğini anlamak için tüketicinin neyin yerine ne koyduğuna bakmak gerekiyor. Şişe su yerine arıtma kullanılıyorsa cihazların su ve enerji tüketimi hesaba katılmalı. Damacana tercih ediliyorsa yeniden kullanım döngüsü ve lojistik dikkate alınmalı. PET şişe kullanılıyorsa geri dönüşüm oranı ve malzemenin yeniden sisteme girip girmediği sorgulanmalı. Çünkü sürdürülebilirlik bazen bir ürünü daha az satın almak değil, o ürünün yerine ne koyduğumuzu görmekle başlıyor.

Ya Sonra?

Türkiye’de ambalajlı su tüketimi gerçekten azalıyor olabilir. Ama bunun çevre için iyi bir haber olup olmadığını henüz bilmiyoruz. Eğer düşüşün nedeni ekonomik sıkışma ve düşük sıcaklıksa geçici; arıtma sistemlerine geçişse daha kalıcı bir dönüşüm söz konusu olabilir. Bir de üçüncü ihtimal var: Tüketim biçimi değişiyor ama suyun, plastiğin ve enerjinin gerçek maliyeti yalnızca başka bir noktaya taşınıyor. O halde mesele “Daha az şişe su içiyor muyuz?” sorusuyla bitmiyor. Asıl soru şu: Daha sürdürülebilir bir su tüketimine mi geçiyoruz, yoksa sadece daha pahalı bir dünyaya mı uyum sağlıyoruz?

Bu Makaleyi Paylaşın
Yorum yapılmamış