İklim krizi tarlaya indiğinde etkisi yalnızca çiftçinin veriminde görülmüyor; market rafındaki ürünün geleceği de değişiyor. ETİ, TÜBİTAK, TAGEM ve Eskişehir Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü iş birliğiyle geliştirilen kuraklığa dayanıklı Kanatlı Buğdayı’nın ilk tohumluk hasadı tamamlandı. Peki iklim değiştikçe gıda sanayisinin ihtiyaç duyduğu buğday da değişmek zorunda mı?
Bir bisküviyi elimize aldığımızda hikâyenin başladığı yeri çoğunlukla düşünmüyoruz. Un, şeker, yağ… Hepsi fabrikaya geliyor, hamur hazırlanıyor, fırından çıkıyor ve raflara gidiyor. Oysa bütün bu zincirin ilk halkası çok daha basit: toprak, su ve tohum.İklim krizinin tarımsal üretim üzerindeki baskısı arttıkça gıda şirketleri için de yeni bir soru ortaya çıkıyor: Bugünün ürünlerini yarının ikliminde üretebilecek miyiz? Çünkü mesele artık yalnızca daha fazla buğday yetiştirmek değil. Daha sıcak, daha kurak ve daha öngörülemez koşullarda hangi buğdayı yetiştirebileceğimiz.
Bisküvinin Hikâyesi Tarlada Başlıyor
Kanatlı Buğdayı’nın hikâyesi aslında yeni değil. Islah çalışmaları 2004 yılında Eskişehir Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından başlatıldı. ETİ, TÜBİTAK ve TAGEM’in dahil olduğu çalışmalarla geliştirilen çeşit, kurak iklim koşullarına dayanıklılığı ve farklı bölgelerde yetişebilme kabiliyetiyle öne çıkıyor. ETİ, geçtiğimiz yıl çeşidin üretim haklarını aldı. Şimdi ise ilk tohumluk hasadı tamamlandı. Hedef, Kanatlı Buğdayı’nı özellikle bisküvilik buğday unu üretiminde kullanılabilecek, iklim koşullarındaki değişimlere karşı daha güvenilir bir hammadde kaynağı haline getirmek. Yani markette gördüğümüz bisküvinin geleceği için yapılan yatırım, aslında çok daha önce tarlada başlıyor.
Kuraklık Artık Sadece Çiftçinin Sorunu Değil
Kuraklık olduğunda ilk akla gelen şey tarladaki verim kaybı. Ancak zincir burada bitmiyor. Daha az ürün, hammadde arzını etkiliyor. Hammadde arzındaki belirsizlik üreticinin maliyetlerini artırabiliyor. Bu da sonunda gıda fiyatlarından ürün çeşitliliğine kadar uzanan daha büyük bir tablo yaratabiliyor. Dolayısıyla iklim değişikliği, gıda şirketleri için artık yalnızca çevresel bir risk değil; doğrudan üretim riski. Kuraklığa daha dayanıklı çeşitlerin geliştirilmesi bu nedenle önem kazanıyor. Ancak dayanıklı bir tohumun varlığı tek başına yeterli değil. Tohumun çiftçiye ulaşması, verimli olması, ekonomik karşılık bulması ve doğru tarım uygulamalarıyla desteklenmesi gerekiyor.
15 Yılda 1.800 Dekardan 350 Bin Dekara
ETİ’nin tarımsal sürdürülebilirlik yaklaşımı Kanatlı Buğdayı ile sınırlı değil. Şirket, yaklaşık 15 yıl önce 11 çiftçi ve 1.800 dekarlık alanda başlattığı sözleşmeli tarım modelinin bugün yaklaşık 350 bin dekarlık üretim alanına ulaştığını belirtiyor. Çiftçilere tohum, gübre ve bitki besleme ürünleri gibi ayni destekler sağlanırken, ziraat mühendisleri aracılığıyla teknik danışmanlık veriliyor. Kalite kriterlerine uygun ürünler için alım garantisi ve tarladan ücretsiz nakliye desteği de sunuluyor. Bu modelin önemli tarafı şu: İklime uyum yalnızca yeni bir tohum geliştirmekle değil, o tohumu yetiştiren çiftçiyle birlikte mümkün.
Yeni Buğday, Eski Sistemi Değiştirebilir mi?
Kanatlı Buğdayı’nın arkasındaki Ar-Ge çalışmaları, gıda sektöründe giderek daha fazla önem kazanan bir dönüşüme işaret ediyor. Şirketler artık yalnızca fabrikalarını daha verimli hale getirmekle yetinmek zorunda değil. Kullandıkları hammaddenin iklim krizine karşı ne kadar dayanıklı olduğunu da düşünmek durumunda. Bu nedenle tohum ıslahı, sözleşmeli tarım, çiftçi desteği ve bilimsel araştırmalar aynı hikâyenin parçaları haline geliyor. Ama burada önemli bir sınır var: Kuraklığa dayanıklı buğday geliştirmek, kuraklığı çözmüyor. Su kaynakları azalmaya devam ederse, yalnızca daha dayanıklı çeşitler geliştirmek yerine tarımın tamamının nasıl yapıldığını yeniden düşünmek gerekecek.
Ya Sonra?
Yağmurun ne zaman yağacağını artık eskisi kadar kolay tahmin edemiyoruz. Sıcaklıklar değişiyor, kurak dönemler uzuyor, tarımsal üretimin riskleri büyüyor. Bu durumda geleceğin gıda şirketi yalnızca iyi bisküvi yapan şirket olmayacak. Hangi tohumu kullanacağını, o tohumun ne kadar su istediğini, çiftçinin bu koşullarda nasıl üretim yapacağını ve değişen iklimde hammaddeyi nasıl güvence altına alacağını bilen şirket olacak. Belki de birkaç yıl sonra markette yeni bir bisküvi gördüğümüzde, onun hikâyesini paketin üzerinde değil tarlada arayacağız. Çünkü yağmur yağmadığında mesele sadece buğdayın büyüyüp büyümemesi değil. Bisküvinin rafta kalıp kalmaması da olabilir.
