Kastamonu’da iki yıl içinde tamamlanması planlanan Gölköy Tarım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, tarım eğitimini sınıftan çıkarıp atölye ve seralara taşıyacak. 16 derslikli okulda uygulamalı eğitim için iki sera ve atölye alanları bulunacak. Peki tarımın geleceği için yalnızca yeni okullar yeterli mi?
Türkiye’nin tarımda karşı karşıya olduğu sorunlar yalnızca üretim miktarıyla ilgili değil. İklim değişikliği, değişen üretim koşulları, teknoloji kullanımı ve kırsalda nitelikli insan kaynağı ihtiyacı, sektörün geleceğini doğrudan etkiliyor. Bu tablo içinde eğitim giderek daha önemli bir başlığa dönüşüyor. Kastamonu’da yapılması planlanan Gölköy Tarım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi de bu ihtiyaca yönelik yeni bir eğitim alanı oluşturacak. Okulun yapımını Eti Bakır üstlenecek ve projenin iki yıl içinde tamamlanarak Milli Eğitim Bakanlığı’na teslim edilmesi planlanıyor. 16 derslikli okul binasının yanı sıra 180 metrekarelik, iki katlı ve dört derslikli bir atölye binası ile iki adet 160 metrekarelik sera bulunacak. Bu ayrıntılar önemli. Çünkü tarım eğitiminin yalnızca sınıfta anlatılan teorik bilgilerle sınırlı kalmaması, öğrencilerin üretim süreçlerini uygulayarak öğrenmesi giderek daha fazla önem kazanıyor.
Tarım eğitimi sınıftan tarlaya çıkabilir mi?
Tematik lise modelinin temel iddiası burada başlıyor. Öğrencilerin tarım ve hayvancılık alanındaki bilgilerini uygulamalı çalışmalarla geliştirmesi, teorik eğitim ile üretim pratiği arasındaki mesafeyi azaltabilir. Seralar ve atölyeler de bunun için kullanılacak. Ancak tarımın geleceğini belirleyecek beceriler yalnızca geleneksel üretim tekniklerinden ibaret değil. Daha az suyla üretim, toprak sağlığı, iklim değişikliğine dayanıklı üretim modelleri, hassas tarım, otomasyon, veri kullanımı ve yenilenebilir enerji gibi başlıkların da bu eğitimin parçası olması gerekiyor. Dolayısıyla yeni okulun başarısını yalnızca kaç öğrencinin mezun olduğu değil, mezunların değişen tarım koşullarına ne kadar hazırlıklı olduğu gösterecek.
Bir okul, bölgenin tarım ekosistemini değiştirebilir mi?
Okulun yatılı olarak planlanması, etki alanını Kastamonu ve ilçelerinin ötesine taşıma potansiyeline sahip. Böylece farklı yerleşimlerden öğrencilerin tarım eğitimi alması mümkün olabilecek. Bu da projeyi yalnızca yeni bir okul binası olmaktan çıkarıp bölgesel bir insan kaynağı yatırımı haline getirebilir.
Fakat burada başka bir soru var:
İyi eğitim almış gençler mezun olduktan sonra nerede çalışacak?
Tarımda gençlerin kalıcı biçimde yer alabilmesi için eğitimin yanında ekonomik olarak sürdürülebilir üretim modellerine, teknolojiye erişime, girişimcilik olanaklarına ve kırsalda yaşamı mümkün kılan koşullara da ihtiyaç var. Aksi halde en iyi donanımlı okul bile gençleri tarımda tutmak için tek başına yeterli olmayabilir. Eti Bakır’ın tesislerinin bulunduğu bölgelerde sosyal ve yerel ekonomik katkı sağlama hedefi kapsamında gerçekleştirilen proje, şirketlerin eğitim alanındaki yatırımlarının da nasıl şekillendiğini gösteriyor. Burada şirket desteğinin kendisinden çok, ortaya çıkacak eğitim modelinin uzun vadeli etkisine bakmak gerekiyor. Çünkü tarımın geleceği için ihtiyaç duyulan şey yalnızca daha fazla üretim değil; daha bilgili, teknolojiye hâkim, iklim risklerini okuyabilen ve kaynakları daha verimli kullanabilen bir üretici kuşağı. Gölköy’de kurulacak okul bu dönüşümün bir parçası olabilir. Bunun ne ölçüde gerçekleşeceğini ise dersliklerden çok, o dersliklerde nasıl bir eğitim verileceği belirleyecek.
Ya Sonra?
Tarımın geleceğini konuşurken genellikle teknolojiye, verimliliğe ve yeni üretim yöntemlerine odaklanıyoruz. Oysa bütün bunları kullanacak insan kaynağı olmadan hiçbir teknoloji tek başına yeterli değil. Bu nedenle Kastamonu’daki yeni tarım lisesi önemli bir soru ortaya koyuyor:
Geleceğin çiftçisini nasıl yetiştireceğiz?
Sadece toprağı bilen mi?
Sadece teknolojiyi bilen mi?
