Tarımın Görünmeyen Gücü: Kadın Çiftçiler Neden Hâlâ Göz Ardı Ediliyor?

Dilhan Hız
3 Dk Okunabilir

Dünyada gelişmekte olan ülkelerde tarım iş gücünün yüzde 40’ından fazlasını kadınlar oluşturuyor. Ancak üretimin merkezinde yer almalarına rağmen toprağa, krediye, kaliteli tohuma ve tarımsal yeniliklere erişimde hâlâ ikinci planda kalıyorlar. Uzmanlara göre bu yalnızca bir eşitlik meselesi değil; iklim krizinden gıda güvenliğine kadar uzanan küresel bir verimlilik sorunu.

Bir tarlaya uzaktan bakıldığında traktörler, sulama sistemleri ya da hasat makineleri dikkat çeker. Oysa dünyanın birçok bölgesinde üretimin görünmeyen yükünü kadınlar taşıyor. Ekimden hasada, tohum seçiminden ailelerin beslenmesine kadar pek çok kritik kararın içinde yer alıyorlar. Buna rağmen tarım politikaları ve araştırmaları uzun yıllardır “ortalama çiftçi”yi erkek olarak kabul ediyor. Kadınların ihtiyaçları, çalışma koşulları ve üretim alışkanlıkları ise çoğu zaman bu denklemin dışında kalıyor. Uzmanlara göre bugün tarımın en büyük sorunlarından biri tam da bu bakış açısı.

Sorun Yalnızca Eşitlik Değil

Kadın çiftçilerin karşılaştığı engeller yalnızca sosyal adaleti ilgilendirmiyor. Araştırmalar, kaliteli tohumlara, gübreye, finansmana ve tarımsal danışmanlık hizmetlerine erişemeyen kadın üreticilerin daha düşük verim elde ettiğini gösteriyor. Bunun bedelini ise yalnızca üreticiler değil, tüm gıda sistemi ödüyor. İklim krizinin kuraklık, sel ve aşırı hava olaylarını artırdığı bir dönemde üretim kapasitesindeki her kayıp, gıda arzı üzerinde doğrudan baskı oluşturuyor. Başka bir ifadeyle mesele yalnızca kadınların daha fazla desteklenmesi değil; dünyanın daha fazla ve daha dayanıklı gıda üretebilmesi.

Kadınlar Ne İstiyor?

Eco-Business’ta yayımlanan değerlendirmede dikkat çeken örneklerden biri Afrika’da yetiştirilen Bambara fasulyesi. Kuraklığa dayanıklı, toprağı azot açısından zenginleştiren ve yüksek besin değerine sahip bu ürün büyük ölçüde kadın çiftçiler tarafından yetiştiriliyor. Ancak yıllardır araştırma yatırımlarının dışında kaldığı için potansiyelinin çok altında verim sağlıyor. Bir başka örnekte ise araştırmacılar, yeni tohum çeşitleri geliştirirken kadın ve erkek çiftçilerin önceliklerinin farklı olduğunu fark ediyor. Erkek üreticiler daha yüksek verim isterken kadın çiftçiler daha kısa sürede olgunlaşan çeşitleri tercih ediyor. Bunun nedeni kişisel zevk değil; aile içindeki iş bölümünün kadınları kendi tarlalarına daha geç ulaşmaya zorlaması. Yani aynı ürün için geliştirilen tek bir çözüm, herkes için aynı sonucu vermiyor.

Tarımın Geleceğini Kim Yazacak?

Uzmanlara göre tarımsal inovasyon yalnızca laboratuvarlarda geliştirilen yeni tohumlardan ibaret değil. Gerçek yenilik, o tohumu kimin, hangi koşullarda ve hangi ihtiyaçlarla yetiştirdiğini anlamaktan geçiyor. Kadın üreticilerin karar süreçlerine daha fazla katıldığı projelerde hem üretim hem de iklim dayanıklılığı açısından daha başarılı sonuçlar elde edildiğine ilişkin bulgular giderek artıyor. Bu nedenle birçok uluslararası kuruluş, kadınların yalnızca destek programlarının yararlanıcısı değil, tarımsal dönüşümün tasarımcısı olması gerektiğini savunuyor. Birleşmiş Milletler’in 2026’yı “Kadın Çiftçi Yılı” ilan etmesi de bu nedenle sembolik bir adımın ötesinde görülüyor. Amaç, kadın üreticilerin tarımdaki görünmeyen emeğini görünür kılmak ve onları toprağa, finansmana, teknolojiye ve karar alma mekanizmalarına daha güçlü biçimde dahil etmek.

Bu Makaleyi Paylaşın
Yorum yapılmamış