Royal Canin Türkiye’deki 10. yılını kutlarken 6,4 milyon kedi ve köpeğe ulaştığını, 12 bin veteriner hekime eğitim verdiğini ve yaklaşık 3 milyon sahipsiz hayvanın beslenmesine destek olduğunu açıklıyor. Ancak bu 10 yıllık hikâyeye yalnızca bir markanın büyüme rakamları olarak bakmak eksik: Türkiye’de hayvan sağlığı artık yalnızca mama ve bakım meselesi olmaktan çıkıp eğitim, bilim, erişim ve toplumsal sorumluluk başlıklarının kesiştiği daha geniş bir alana dönüşüyor.
Bir kedi ya da köpeğin sağlığı söz konusu olduğunda ilk akla gelen genellikle mama oluyor. Oysa hayvanın yaşam süresini ve kalitesini belirleyen sistem, mamanın kendisinden çok daha büyük: veteriner hekim, doğru beslenme bilgisi, erken teşhis, bakım, eğitim ve gerektiğinde uzmanlaşmış sağlık hizmetleri… Royal Canin’in Türkiye’de 2016’dan bu yana yürüttüğü faaliyetlerin açıkladığı rakamlar da bu genişleyen alanı gösteriyor. Marka, son 10 yılda 3,4 milyon kedi ve köpeğin sağlığını desteklediğini, yaklaşık 30 bin yavrunun gelişimine ve 60 bin hasta hayvanın tedavi sürecinde beslenme yönetimine katkı sağladığını belirtiyor. Burada dikkat çekici olan yalnızca ulaşılan hayvan sayısı değil. Hayvan sağlığına ilişkin bilginin kimler aracılığıyla ve nasıl yaygınlaştırıldığı.
12 bin veteriner, 400 etkinlik
Royal Canin’in son 10 yılda yaklaşık 10 bin veteriner fakültesi öğrencisine ve 12 bin veteriner hekime ulaştığı; üniversitelerle eğitim programları yürüttüğü ve yaklaşık 70 bilimsel kongrenin yanı sıra 400 eğitim ve etkinlik düzenlediği belirtiliyor. Bu yaklaşım, hayvan beslenmesini yalnızca tüketiciye ürün anlatma meselesinden çıkarıp profesyonel bilgi ekosisteminin bir parçası haline getiriyor. Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde hayata geçirilen Klinik Beceri Laboratuvarı ve öğrencileri hedefleyen Masters of Tomorrow programı da bu çerçevede öne çıkıyor.
Peki 3 milyon sahipsiz hayvan?
Hikâyenin Türkiye açısından daha büyük tarafı ise sahipli hayvanların ötesinde başlıyor. Royal Canin, son 10 yılda yaklaşık 200 ton mama bağışlayarak 3 milyon sahipsiz hayvanın beslenmesine katkı sağladığını açıklıyor. Deprem ve yangın gibi kriz dönemlerinde barınaklar ve sivil toplum kuruluşlarıyla yürütülen desteklerin yanı sıra AKUT, Arama Kurtarma Köpekleri Derneği, Pulsar Arama Kurtarma ve Yardım Derneği ve SAR Arama Kurtarma ve Acil Yardım Derneği ile arama-kurtarma köpeklerinin eğitim ve beslenmesine yönelik çalışmalar yürütülüyor. Rehber Köpekler Derneği ile yapılan çalışmalar ise meseleyi başka bir noktaya taşıyor: Burada hayvanın sağlığı, doğrudan insan yaşamının kalitesiyle kesişiyor.
Hayvan sağlığı artık nasıl konuşulmalı?
Royal Canin’in 10. yıl verileri bize aslında daha geniş bir değişimi tartışma fırsatı veriyor. Türkiye’de evcil hayvanlarla kurulan ilişki profesyonelleştikçe veteriner hekimlikten beslenmeye, eğitimden sosyal sorumluluğa kadar yeni bir ekosistem oluşuyor. Ancak bu dönüşümün yalnızca şirketlerin eğitim ve sosyal fayda projeleriyle ilerlemesi yeterli değil. Hayvan sahiplerinin doğru bilgiye erişimi, sahipsiz hayvanların sağlık ve beslenme ihtiyaçları, veteriner hizmetlerine erişim ve bilimsel bilginin toplumda yaygınlaşması da aynı denklemde yer alıyor. Dolayısıyla bir markanın 10 yıllık etkisini yalnızca “kaç paket mama satıldı?” sorusuyla ölçmek artık yetersiz. Asıl soru, hayvanların daha sağlıklı ve uzun yaşaması için nasıl bir ekosistem kurulduğu.
Ya Sonra?
Önümüzdeki dönemde hayvan sağlığı alanındaki asıl rekabetin ürünler arasında değil, bilgi ve erişim arasında yaşanması mümkün. Çünkü daha iyi beslenme seçenekleri geliştirmek önemli; ama hayvan sahibinin doğru bilgiye ulaşamadığı, veteriner hekimin güncel bilimsel kaynaklara erişemediği veya sahipsiz hayvanların temel sağlık ihtiyaçlarının karşılanamadığı bir sistemde tek başına iyi ürün yeterli değil. Royal Canin’in Türkiye’deki 10 yılı bu nedenle bir marka yıldönümünden daha fazlasını tartışmaya açıyor: Bir hayvanın daha uzun ve sağlıklı yaşaması için gerçekten neye ihtiyacımız var? Daha iyi bir mamaya mı, daha iyi bilgiye mi, yoksa ikisini bir araya getiren daha güçlü bir sisteme mi? Belki de hayvan sağlığının geleceğini belirleyecek soru tam olarak bu.
