F İstanbul bugün İstanbul Fuar Merkezi’nde başladı. 29 Ağustos’a kadar sürecek fuar, 620’nin üzerinde katılımcıyı ve 100’den fazla ülkeden profesyonel alıcıyı bir araya getiriyor. Ancak asıl mesele fuarda kaç şirketin yer aldığı değil; Türkiye’nin gıda sektörünün küresel pazarda kendine nasıl bir yer açmaya çalıştığı.
Türkiye’nin gıda ihracatı artık yalnızca zeytinyağı, kuru meyve ya da geleneksel ürünlerden ibaret bir hikâye değil. Gıda ve içecekten şekerlemeye, atıştırmalıktan gıda katkılarına, işleme makinelerinden ambalaj teknolojilerine kadar uzanan geniş bir endüstri oluşmuş durumda. F İstanbul’un beşinci edisyonu da tam olarak bu genişliği aynı alanda göstermeyi hedefliyor. Bu yıl fuarda 6 salonda, 60 bin metrekarelik alanda 620’nin üzerinde katılımcı yer alıyor. Organizasyon, 100’den fazla ülkeden 15 binin üzerinde profesyonel ziyaretçiyi ağırlamayı hedefliyor. Dolayısıyla fuarı yalnızca yeni ürünlerin sergilendiği bir vitrin olarak okumak eksik kalıyor. Burada aynı zamanda kim üretiyor, kim satın alıyor ve Türkiye’nin hangi ürünleri küresel tedarik zincirine girebilir? soruları yanıt arıyor.
27,8 milyar dolarlık soru
Türkiye’nin tarım, gıda ve içecek sektörü 2025’i 27,8 milyar dolarlık ihracatla tamamladı. Bu rakam, sektörün küresel ölçekte zaten ciddi bir üretim ve ihracat kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor. F İstanbul’un hedefi ise bu hacmi yeni pazarlar ve yeni alıcılarla büyütmek. Bu nedenle fuarın merkezinde tüketiciden çok ticaret var. İthalatçılar, distribütörler, toptancılar ve uluslararası zincir marketlerin satın alma yöneticileri üreticilerle doğrudan görüşüyor. Organizasyonda üç ayrı B2B alanının kurulması da bu yaklaşımı güçlendiriyor; ziyaretçilerin yüzde 70’inden fazlasının satın alma kararlarında doğrudan yetkili profesyonellerden oluşması hedefleniyor.
Türkiye ne satacak?
Belki de fuarın en ilginç tarafı, bu sorunun yanıtının yalnızca “gıda” olmaması. Bir yanda işlenmiş gıda, içecek, kuru meyve, kuruyemiş, atıştırmalık, bisküvi, çikolata ve şekerleme gibi doğrudan tüketiciye ulaşan ürünler var. Diğer tarafta ise gıda işleme, üretim ve ambalaj teknolojileri bulunuyor. Bu tablo Türkiye’nin gıda ihracatındaki dönüşüm açısından daha önemli bir şey söylüyor: Ülke yalnızca ürünü değil, ürünü üretme ve paketleme kapasitesini de ihraç etmeye çalışıyor.
Yeni pazar, yeni rekabet
F İstanbul’un uluslararası alıcı profilinde Avrupa’nın yanı sıra Orta Doğu, Orta Asya ve Afrika öne çıkıyor. Özbekistan’ın onur ülkesi olarak yer aldığı fuarda Irak ve Suriye de ülke katılımıyla bulunuyor; farklı ülkelerden ithalatçı ve distribütörler Türk üreticilerle görüşüyor. Burada Türkiye açısından fırsat kadar ciddi bir rekabet de var. Küresel gıda pazarında artık yalnızca “iyi ürün” yeterli değil. Raf fiyatı, standartlar, teslimat kapasitesi, ambalaj, üretim teknolojisi ve sürdürülebilirlik gibi başlıklar da alıcının kararını belirliyor.
Asıl yarış fuardan sonra
F İstanbul’un 2022’de 268 katılımcıyla başlayan yolculuğunun beşinci yılında 620’nin üzerine çıkması, Türkiye’nin gıda sektöründeki ticari hareketliliği gösteriyor. Ancak fuarın gerçek başarısı salonların ne kadar dolu olduğuyla değil, kaç görüşmenin gerçek bir ihracat bağlantısına dönüştüğüyle ölçülecek. Çünkü Türkiye’nin gıda endüstrisinin önündeki soru artık “Dünyaya ürün satabilir miyiz?” değil. Daha zor soru şu: Dünyanın gıda pazarında hangi ürünle, hangi teknolojiyle ve hangi değer önerisiyle kalıcı olabiliriz? F İstanbul’un bu yılki kalabalığı bu soruya henüz cevap vermiyor. Ama cevabın yalnızca tarlada ya da fabrikada değil, küresel alıcının masasında şekilleneceğini açıkça gösteriyor.
