Sütaş’ın Bingöl Entegre Tesisleri’nde doğrudan çalışan sayısı 1.006’ya ulaştı. Ancak Bingöl yatırımının asıl hikâyesi yalnızca 1.000 kişilik istihdam değil; yemin üretiminden süt hayvancılığına, biyogazdan elektriğe ve organik gübreye uzanan entegre bir üretim modelinin aynı sahada kurulması.
Bir süt fabrikasını düşündüğümüzde akla gelen ilk görüntü, tesise giren sütün işlenip paketlenmesi. Bingöl’deki model ise bu hikâyeyi biraz daha geriye ve ileriye taşıyor. Sütaş’ın Doğu-Güneydoğu Anadolu Sütçülük Projesi kapsamında kurduğu Bingöl Entegre Tesisleri’nde süt ve süt ürünleri fabrikasının yanında damızlık süt sığırı çiftlikleri, karma yem fabrikası, rasyon hazırlama merkezi, biyogaz ve elektrik üretim tesisi, organik gübre tesisi ve süt hayvancılığı araştırma-geliştirme merkezi bulunuyor. Yani sistem yalnızca sütün fabrikaya gelmesiyle başlamıyor; hayvanın yeminden başlayıp sütün işlenmesine, ortaya çıkan organik atıkların yeniden değerlendirilmesine kadar uzanıyor.
Atık, sistemin sonu değil
Modelin dikkat çekici taraflarından biri burada. Çiftliklerden çıkan gübre ve organik atıklar biyogaz üretiminde kullanılıyor. Elde edilen enerji, endüstriyel tesislerin elektrik ihtiyacının tamamını karşılamada kullanılırken, süreç sonunda organik gübre de üretiliyor. Şirketin verdiği rakamlara göre dört entegre tesiste yılda 755 bin ton organik gübre üretiliyor. Yem tarafında ise yıllık 617 bin ton karma yem kapasitesi bulunuyor. Bu yaklaşım, hayvancılığın yalnızca süt üretimi üzerinden değerlendirilmediği bir sistemi tarif ediyor: Bir üretim sürecinde ortaya çıkan yan ürün, başka bir sürecin girdisine dönüşüyor.
İstihdam rakamı neden önemli?
Bingöl’de doğrudan çalışan sayısının 1.006 kişiye ulaşması bu nedenle yalnızca bir şirketin büyüme göstergesi olarak okunmamalı. Çalışanların yüzde 94’ünün Bingöl ve komşu illerden olması, yatırımın bölgesel ekonomiyle kurduğu bağı da gösteriyor. Sütaş’ın Bingöl’de bugüne kadar gerçekleştirdiği toplam yatırım ise 202,5 milyon dolara ulaşmış durumda. Buradaki daha büyük mesele, büyük bir üretim tesisinin bölgeye yalnızca istihdam değil, süt hayvancılığı etrafında yeni bir ekonomik ekosistem oluşturup oluşturamayacağı.
Çiftlikten sofraya, sofradan yeniden tarlaya
Sütaş’ın dört entegre tesisinde uyguladığı modelin temel iddiası da burada ortaya çıkıyor. Şirket, 20 bin üretici aileden süt tedarik ediyor; sözleşmeli modelle 84 bin dekar alanda kaba yem üretimi gerçekleştiriyor ve dört tesiste günde 7 milyon paket süt ürünü üretiyor. Bu rakamların her biri tek başına büyük görünse de asıl ilginç olan aralarındaki bağlantı.
Yem → hayvancılık → süt → gıda üretimi → organik atık → biyogaz → elektrik → organik gübre → tarım.
Eğer bu zincirin halkaları gerçekten birbirini besleyebiliyorsa, karşımızda yalnızca bir süt üretim tesisi değil, tarım ve gıda sektörünün kaynak kullanımını yeniden düşünmeye çalışan bir model var.
Ya Sonra?
Burada asıl soru “Sütaş kaç kişiyi istihdam ediyor?” değil. Daha önemli soru aslında şu: Gıda üretiminde geleceğin modeli, her aşamayı birbirinden kopuk fabrikalar olarak kurmak yerine, birinin atığını diğerinin hammaddesine dönüştüren kapalı döngülere mi dayanacak? Açıkçası Bingöl’deki yatırım bu soruya bir yanıt deniyor. Modelin gerçekten ne kadar kaynak ve emisyon tasarrufu sağladığını görmek için ise yalnızca yatırım ve üretim rakamlarına değil, sistemin bütün yaşam döngüsündeki performansına bakmak gerekecek.
Sütün geleceği belki de yalnızca daha fazla süt üretmekte değil; bir damla sütün arkasındaki bütün sistemi daha verimli kullanmakta.
