Bilim Bifteği Yeniden Kuruyor

Zehra Kara
5 Dk Okunabilir

Kültür etinin hikâyesi uzun zamandır aynı sorunun etrafında dönüyor: Hayvandan alınan hücreleri laboratuvarda çoğaltıp ete dönüştürmek mümkün mü?

Kas hücrelerini üretmek bu sorunun yalnızca bir kısmı. Çünkü gerçek bir et parçası yalnızca kastan oluşmuyor. İçinde kan damarları, sinirler ve farklı hücre tipleri de bulunuyor. Bu karmaşık yapı, özellikle kıyma gibi parçalanmış ürünlerden çok biftek gibi bütün bir doku üretmek isteyen araştırmacıların önündeki en büyük engellerden biri. EMBL Barcelona’daki araştırmacıların çalışması tam olarak bu noktaya odaklanıyor. Ekip, yetişkin bir hayvandan alınan hücreleri ayrı ayrı hazırlayıp daha sonra bir araya getirmek yerine, sığır embriyonik kök hücrelerinden kas, sinir ve damar hücrelerini aynı gelişim süreci içinde oluşturmayı başardı. Hücreler daha sonra kendi kendilerine organize olarak küçük üç boyutlu doku yapıları meydana getirdi.

15 Günde Küçük Bir Doku

Araştırmacıların geliştirdiği yöntem yaklaşık 15 gün içinde kas liflerinin oluşmasını sağladı. Aynı süreçte damar oluşumunda görev alan endotel hücreleri ve kasla etkileşime giren sinir hücreleri de ortaya çıktı. Üstelik çalışma hayvan serumu kullanılmadan gerçekleştirildi.

Ancak burada “15 günde biftek” demek büyük bir yanlış anlaşılma olur.

Ortaya çıkan doku kümelerinin çapı yaklaşık 0,6 milimetre. Araştırmacıların kendisi de bu çalışmanın bir biftek üretme yöntemi değil, gelecekte daha büyük ve karmaşık dokular oluşturabilmek için bir başlangıç noktası olduğunu vurguluyor. Gerçek bir bifteğe yaklaşabilmek için çok daha büyük dokulara ve büyüyen hücrelere oksijen ve besin taşıyabilecek daha gelişmiş damar ağlarına ihtiyaç var. Yani laboratuvar henüz kasap dükkânının yerini almıyor.

Ama etin nasıl büyüdüğünü yeniden öğreniyor.

Damar Olmadan Büyümek Zor

Çalışmanın en önemli taraflarından biri de kan damarı benzeri ağların oluşması.

Canlı bir dokunun büyüyebilmesi için oksijen ve besin maddelerinin hücrelere ulaşması gerekiyor. Küçük hücre kümelerinde bu süreç nispeten kolayken, doku büyüdükçe hücrelerin merkezine yeterli oksijen taşımak ciddi bir probleme dönüşüyor. Bu nedenle büyük ölçekli kültür etinde damar benzeri yapıların oluşturulması kritik bir araştırma alanı.

Bu çalışmada oluşturulan damar ağları henüz gerçek bir dolaşım sistemi değil. Ancak araştırmacıların aynı başlangıç hücrelerinden kasla birlikte damar yapıları oluşturabilmesi, gelecekte daha büyük dokuların üretimi açısından önemli bir araştırma zemini sağlıyor. Buradaki fikir aslında oldukça çarpıcı: Eti laboratuvarda üretmek için belki de önce eti oluşturan sistemi yeniden kurmayı öğrenmemiz gerekiyor.

Peki Hayvan Nerede?

Kültür etinin en büyük vaadi, et üretimi için hayvan yetiştirme ihtiyacını ortadan kaldırabilmek. Geleneksel hayvancılık; yem, su, arazi kullanımı, enerji ve sera gazı emisyonları gibi çok sayıda çevresel yükü beraberinde getiriyor. Kültür eti ise hayvanı büyütmek yerine hayvandan alınan hücreleri kontrollü bir ortamda çoğaltarak et üretmeyi hedefliyor. Fakat bu teknolojinin gerçekten daha sürdürülebilir olup olmayacağı yalnızca hayvanın denklemden çıkmasına bağlı değil. Kullanılan enerji, besi ortamları, üretim tesislerinin ölçeği ve maliyet gibi faktörler de sonucu belirleyecek. Dolayısıyla laboratuvarda et üretmek, “hayvansız et = otomatik olarak sürdürülebilir et” anlamına gelmiyor. Üstelik bu yeni yöntemin önünde hâlâ önemli teknik ve ekonomik engeller bulunuyor. Araştırmacılar, küçük bir doku kümesinin maliyetini kullanılan büyüme faktörleri ve diğer reaktifler nedeniyle yaklaşık 0,39–0,99 euro arasında hesaplıyor. Çalışmada kullanılan Matrigel adlı malzemenin fare kaynaklı olması da yöntemin gelecekte gıda üretiminde kullanılabilmesi için çözülmesi gereken sorunlardan biri.

Kıymadan Bifteğe Giden Yol

Kültür etinde bugüne kadar daha çok kıyma, burger veya nugget gibi yapısal karmaşıklığı daha düşük ürünlere odaklanılması tesadüf değil. Biftek üretmek çok daha farklı bir mühendislik problemi. Çünkü burada yalnızca “yeterince kas hücresi üretmek” yetmiyor. Kasın üç boyutlu biçimde organize olması, damar benzeri yapıların dokunun içine ulaşması, sinir ve diğer hücrelerle ilişkilerin kurulması ve bütün bunların büyük ölçekte gerçekleştirilebilmesi gerekiyor. EMBL Barcelona çalışması bu zincirin tamamını çözmüş değil. Ancak aynı başlangıç hücrelerinden birden fazla doku tipinin birlikte oluşabilmesi, araştırmacılara bu karmaşık yapıyı sıfırdan kurmak yerine hücrelerin doğal gelişim mekanizmalarından yararlanma imkânı sunuyor. Belki de kültür etinin geleceği, laboratuvarda hücreleri tek tek birleştirmekten değil, onlara nasıl birlikte büyüyeceklerini öğretmekten geçecek.

Ya Sonra?

Bir gün marketteki et reyonunda, hayvanın yetiştirildiği çiftliğin yerine bir biyoreaktörün hikâyesini konuşuyor olabiliriz. Ama o gün geldiğinde asıl soru yalnızca “Bu gerçekten et mi?” olmayacak. Bu et nasıl üretildi? Ne kadar enerji harcadı? Gerçekten daha az kaynak mı kullandı? Ne kadar büyütülebiliyor? Ve en önemlisi, laboratuvarda üretilen bir dokuyu sofraya taşımanın ekonomik ve etik sınırları nerede başlayıp nerede bitiyor? Bugünkü çalışma henüz bir biftek üretmiyor.

Ama belki de geleceğin bifteğinin tarifini değiştiriyor.

Bu Makaleyi Paylaşın
Yorum yapılmamış