Japon robatayaki geleneğini merkeze alan ROKA İstanbul, Galataport’ta sushi, sashimi, robata yemekleri ve kokteylleri aynı akşamda buluşturuyor. Menü geniş, atmosfer iddialı. Peki bütün bu katmanlar gerçekten iyi bir restoran deneyimine dönüşüyor mu?
ROKA’nın İstanbul’daki hikâyesinin merkezinde ateş var. Açık robata, yani yemeklerin kömür ateşi üzerinde pişirildiği bölüm, mutfağın yalnızca arka planda çalışan bir parçası değil; restoran deneyiminin görünen yüzlerinden biri. Menü ise tek bir Japon Mutfağı çizgisinde ilerlemiyor. Sushi ve sashimiden tempuraya, gyozadan robata üzerinde hazırlanan et, balık ve sebzelere kadar oldukça geniş bir alan açılıyor. Yuzu misolu siyah morina, misolu çipura, yuzu kosho soya soslu dana şiş ve Kore baharatlı kuzu pirzola gibi seçenekler, özellikle marinasyon, sos ve ateş üçgenine yaslanıyor. Bu genişlik bir avantaj. Masada farklı şeyler denemek isteyen bir grup için seçenek sıkıntısı yaratmıyor. Ama aynı zamanda ilk soruyu da beraberinde getiriyor:
Bu kadar farklı yemek aynı mutfak karakteri içinde buluşabiliyor mu?
ROKA’nın menüsünde cevabı büyük ölçüde ateş, miso, yuzu, soya ve farklı soslarda aramak mümkün. Yani restoran, geleneksel Japon yemeklerinin birebir temsilinden çok, Japon mutfağının tekniklerini daha geniş ve çağdaş bir menü içinde kullanmayı tercih ediyor.
Sushi mi, robata mı?
ROKA’ya ilk kez gidecekler için menünün en zor tarafı da belki bu. Çünkü ne sipariş edeceğinizi belirlemek için önce restoranın ne olmak istediğine karar vermeniz gerekiyor. Sushi ve sashimi tarafında daha tanıdık seçenekler bulunurken, robata bölümünde asıl karakter ortaya çıkıyor. Siyah morina, kuzu pirzola, dana şiş ya da sebzeler, ateşin verdiği aromayı merkeze alan daha güçlü tabaklar sunuyor. Sebze tarafının da yalnızca “yanına bir şey olsun” kategorisinde bırakılmaması olumlu. Kuşkonmaz, istiridye mantarı ve tatlı mısır gibi seçenekler robata tekniğiyle hazırlanıyor. Bize kalırsa ROKA’ya gidip yalnızca sushi söylemek, restoranın asıl meselesini biraz ıskalamak olabilir.
Öğle yemeğinde işler değişiyor
Akşam deneyiminin aksine öğle saatlerinde daha hızlı ve kontrollü seçenekler devreye giriyor. Donburi Express Lunch, Teishoku Lunch ve Teishoku Set Menu, daha kısa sürede yemek isteyenlerle daha kapsamlı bir öğün arayanları ayırıyor. Donburi tarafında chirashi don, spicy beef ve chicken don gibi seçenekler bulunurken, teishoku menülerinde sushi, sashimi, robata ve sebze alternatifleri bir araya geliyor. Bu bölümün ROKA için önemli bir avantajı var: Mekân yalnızca özel akşam yemekleri için düşünülmek zorunda değil. Ancak menünün kapsamı ve restoranın genel atmosferi düşünüldüğünde, öğle yemeğinde ne kadar “hızlı” bir deneyim yaşayacağınız biraz da seçtiğiniz menüye bağlı.
Gün batınca restoran değişiyor
Galataport ve Boğaz manzarası, ROKA’nın deneyiminin önemli bir parçası. Gün ışığı azaldıkça açık robatanın ateşi, bar ve teras daha fazla öne çıkıyor. Burada restoran ile gece mekânı arasındaki sınır da biraz bulanıklaşıyor. Kokteyller, shochu bazlı içecekler ve hafta sonu DJ performansları, yemek sonrasında masadan kalkmak istemeyenler için gecenin devamını mümkün kılıyor. Bu tarafı sevenler için artı. Ama sessiz bir akşam yemeği arayanlar açısından aynı şey söylenmeyebilir. Çünkü ROKA, özellikle akşam saatlerinde yalnızca “yemek yiyip kalkılan” bir restoran olmayı hedeflemiyor.
Gider miyiz?
Artısı: Menü geniş ve paylaşmaya uygun. Robata mutfağın merkezine gerçekten yerleşmiş; sushi ve sashimi tarafı da seçenekleri artırıyor. Galataport konumu, teras ve bar bölümü uzun bir akşam planlamak isteyenler için avantaj.
Eksisi: Geniş menü herkes için avantaj olmayabilir. Japon mutfağının daha sade, geleneksel ve minimal tarafını arayanlar için ROKA fazla katmanlı kalabilir. Hafta sonu müzikli akşamlar da sakin bir restoran deneyimi isteyenlere hitap etmeyebilir.
Bizim kararımız: Gidilir. Ama sushi restoranı beklentisiyle değil. ROKA’nın asıl meselesi robata etrafında şekillenen paylaşım sofrası, ateş, soslar ve uzun bir akşam. Kalabalık bir grupla gidip farklı tabakları ortaya söylemek, restoranın sunduğu deneyimi anlamanın en iyi yollarından biri gibi duruyor.
