Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Türkiye’de orman yangınlarının büyük bölümünün insan kaynaklı olduğuna dikkat çekerken, iklim krizinin yangınların büyümesini kolaylaştıran koşulları ağırlaştırdığına işaret ediyor. Çözüm ise yalnızca yangını söndürmekte değil; ormanları yangına dirençli hale getirmekten yangın sonrası restorasyona kadar bütünlüklü bir yönetim anlayışında.
Yaz ayları artık yalnızca sıcaklık rekorlarıyla değil, orman yangınlarıyla da anılıyor. Avrupa’dan Kanada’ya, Akdeniz havzasından Türkiye’ye kadar geniş bir coğrafyada yangınlar büyürken, her yeni felaketin ardından aynı soruya dönüyoruz: Yangını ne başlattı? Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin orman yangınlarına ilişkin değerlendirmesi ise sorunun başka bir tarafına bakmayı öneriyor. Çünkü yangının çıkış nedeni ile yangının neden bu kadar hızlı büyüdüğü aynı şey değil. Türkiye’de Orman Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre her 10 yangından yaklaşık 9’u doğrudan veya dolaylı olarak insan kaynaklı. Anız yakılması, kontrolsüz ateşler, sigara izmaritleri, elektrik hatları ve çeşitli ihmaller yangını başlatabiliyor. Fakat iklim krizi denkleme başka bir değişken ekliyor.
İklim Krizi Yangının Zeminini Değiştiriyor
Sıcaklıkların yükselmesi, kuraklık dönemlerinin uzaması ve toprakla bitki örtüsünün nem kaybetmesi, ormanları yangına karşı daha kırılgan hale getiriyor. Dolayısıyla insan kaynaklı bir kıvılcım, daha sıcak ve kuru koşullarda çok daha hızlı büyüyebiliyor. İklim krizi kibriti yakmıyor; ama kibritin düştüğü zemini kurutuyor. Bu ayrım önemli. Çünkü yalnızca insanları daha dikkatli olmaya çağırmak, iklim krizinin oluşturduğu yeni yangın koşullarını yönetmeye yetmiyor. Buğday Derneği’nin de dikkat çektiği üzere orman tabanında biriken kuru dal, yaprak, ibre ve çalılar yangının yayılmasını kolaylaştıran önemli bir “yanıcı yük” oluşturuyor. Kuraklık bu yükü daha da riskli hale getiriyor.
Yangını Çıkmadan Yönetmek
Burada klasik yangınla mücadele anlayışının sınırları ortaya çıkıyor. Yangın başladıktan sonra daha hızlı müdahale etmek elbette gerekli. Ancak yangının büyümesini sağlayan koşullar yangın çıktıktan sonra oluşmuyor. Buğday Derneği’nin aktardığı öneriler arasında orman tabanındaki yanıcı maddelerin azaltılması, belirli koşullarda kontrollü yakma, ağaçların alt dallarının budanması ve uygun alanlarda aralama yapılması bulunuyor. Amaç ormanı “temizlemek” değil; yangının yüzeyden tepeye ulaşmasını zorlaştıracak daha dirençli bir yapı oluşturmak. Burada ekolojik dengeyi korumak da kritik. Yangına hazırlık adına ormanı tek tip ağaçlardan oluşan bir alana çevirmek, sorunu çözmek yerine başka bir kırılganlık yaratabilir.
Yangından Sonra Fidan Dikmek Yetiyor mu?
Yangın sonrası restorasyon da aynı nedenle yeniden düşünülmeli. Buğday Derneği, tek tip ve özellikle daha yanıcı türlerden oluşan genç ormanların, yaşlı ve karışık ormanlara göre yangına daha dirençsiz olabileceğine dikkat çekiyor. Dolayısıyla yangın sonrası başarıyı yalnızca dikilen fidan sayısıyla ölçmek yanıltıcı olabilir. Asıl soru şu: Nasıl bir ormanı geri getiriyoruz? Bölgenin doğal bitki örtüsü, toprak yapısı, su koşulları ve biyolojik çeşitliliği hesaba katılmadan yapılan bir restorasyon, yanan alanı yeniden yeşillendirebilir ama mutlaka dirençli bir ekosistem oluşturmayabilir.
Ormanla Şehir Arasındaki Sınır da Değişiyor
Yangın riskinin büyümesinde iklim kadar arazi kullanımı da etkili. Ormanların içine ve kenarlarına doğru ilerleyen konutlar, yazlıklar, oteller ve turistik işletmeler insanla orman arasındaki teması artırıyor. Böylece hem yangın çıkarma ihtimali hem de yangının yerleşimlere ulaşma riski büyüyor. Bu nedenle Buğday Derneği’nin önerdiği önlemler arasında orman içi ve çevresindeki yapıların etrafında yanıcı maddelerin azaltılması, yangın emniyet yollarının oluşturulması ve yüksek riskli dönemlerde meteorolojik izleme ile denetimlerin artırılması da bulunuyor. Mesele böyle bakıldığında artık yalnızca ormancılık politikası değil. Şehir planlamasının, tarımın, turizmin ve iklim uyumunun ortak konusu.
Ormanı Korumak Yangın Çıktığında Başlamıyor
Çiftçilerin anız yakmanın sonuçları konusunda bilgilendirilmesi, ateş kullanan herkes için düzenli eğitimler verilmesi ve riskin yükseldiği dönemlerde denetimlerin artırılması, yangın yönetiminin en basit ama en ihmal edilen parçalarından biri. Buğday Derneği ayrıca, uygun koşullarda kontrollü otlatmanın orman tabanındaki yanıcı madde miktarını azaltabileceğine dikkat çekiyor. Özellikle küçükbaş hayvanların ot ve kısa boylu çalıları tüketmesi, genç fidanlara zarar vermeyecek şekilde planlandığında doğal bir yangın önleme mekanizmasına dönüşebilir. Yani çözüm yalnızca daha fazla ekipman ya da daha fazla müdahale kapasitesi değil. Ormanı tanımak, riskini önceden görmek ve ekosistemin kendi direncini güçlendirmek.
Ya Sonra?
Buğday Derneği’nin ortaya koyduğu tablo aslında oldukça net: Orman yangınlarını yalnızca “yangın söndürme” meselesi olarak ele almak artık yeterli değil. İklim krizi daha sıcak ve kuru koşulları beraberinde getirirken, yangın yönetiminin de değişmesi gerekiyor. Belki de bundan sonra başarı ölçütümüz kaç yangını söndürdüğümüz değil, kaç yangının büyük bir felakete dönüşmesini engellediğimiz olmalı. Çünkü iklim krizi çağında ormanı korumak, yangın çıktığında başlamıyor. Yangın çıkmadan çok önce başlıyor.
