Tarıma Dokunan Sosyal Sorumluluk Neden Yüzde 6’da Kaldı?

Zehra Kara
3 Dk Okunabilir

Sürdürülebilir tarım, iklim krizi ve gıda güvenliği artık şirketlerin de gündeminde. Ancak son beş yılda Türkiye’de hayata geçirilen yaklaşık bin kurumsal sosyal sorumluluk projesinin yalnızca yüzde 6’sı tarıma odaklandı. Yeni rapor, tarımın hâlâ sosyal yatırım gündeminde hak ettiği yeri bulamadığını ortaya koyuyor.

Türkiye’de kurumsal sosyal sorumluluk projeleri giderek çeşitlenirken, tarım alanındaki çalışmaların sayısı beklentilerin gerisinde kalıyor. ARPR İletişim Danışmanlığı’nın 2021-2026 yılları arasında gerçekleştirilen 1.000’i aşkın kurumsal sosyal sorumluluk projesini inceleyerek hazırladığı “Tarım” raporu, şirketlerin sürdürülebilir tarıma ilgisinin arttığını ancak bu ilginin henüz sınırlı ölçekte kaldığını gösteriyor.

Rapora göre incelenen yaklaşık bin proje içinde yalnızca 52’si doğrudan tarım alanına odaklanıyor. Başka bir ifadeyle, kurumsal sosyal sorumluluk projelerinin sadece yüzde 6’sı çiftçiler, üreticiler ve tarımsal üretim ekosistemini hedef alıyor. Tarım projelerinin büyük bölümü çiftçi ve üreticilere yönelik olarak tasarlanırken, kadınlar, gençler ve çocuklar da önemli hedef gruplar arasında yer alıyor. Projelerin ortak amacı ise sürdürülebilir tarım uygulamalarını yaygınlaştırmak, üreticilerin bilgi ve becerilerini geliştirmek, yerel üretimi güçlendirmek ve kırsal kalkınmayı desteklemek.

Rapor, eğitimin bu projelerde en güçlü araç olduğunu ortaya koyuyor. Tarım odaklı sosyal sorumluluk projelerinin yaklaşık dörtte üçünde eğitim faaliyetleriyle davranış değişikliği ve kapasite gelişimi hedefleniyor. İçerik açısından bakıldığında en büyük payı sürdürülebilir tarım ve doğal kaynakların korunmasına yönelik çalışmalar oluşturuyor. Onarıcı tarım, modern üretim teknikleri, geleneksel üretim yöntemleri ve kent tarımı bu başlık altında öne çıkıyor. Bunları tarım teknolojileri ve dijitalleşme, çiftçilere yönelik hibe ve kredi programları, üniversite öğrencilerine yönelik mentorluk çalışmaları ile finansal okuryazarlık eğitimleri izliyor.

Rapor ayrıca şirketlerin yalnızca sosyal fayda üretmekle kalmayıp kendi tedarik zincirlerini de güçlendirmeye yöneldiğine dikkat çekiyor. Ayçiçeği, buğday, patates ve zeytin gibi toplam 14 farklı ürün özelinde yürütülen projeler, hem üreticilerin verimliliğini artırmayı hem de şirketlerin hammadde arzını daha sürdürülebilir hale getirmeyi amaçlıyor. İncelenen projelerin yaklaşık üçte biri doğrudan ürün geliştirme ve verimlilik artışına odaklanıyor. Coğrafi dağılımda ise Marmara, İç Anadolu ve deprem bölgesi öne çıkıyor. En fazla projenin yürütüldüğü iller İzmir ve Konya olurken, bunları İstanbul, Hatay ve Şanlıurfa takip ediyor.

Ya Sonra?

Şirketler sürdürülebilirlik raporlarında tarımı giderek daha fazla konuşuyor. Ancak rakamlar, söylem ile yatırım arasında hâlâ ciddi bir mesafe olduğunu gösteriyor. Gıda güvenliği, su krizi ve iklim değişikliği bu kadar kritik hale gelmişken, sosyal sorumluluk projelerinin yalnızca yüzde 6’sının tarıma ayrılması dikkat çekici. Asıl soru şu: Tarım gerçekten stratejik görülüyor mu, yoksa hâlâ sadece desteklenmesi gereken bir sektör olarak mı değerlendiriliyor? Eğer geleceğin en kritik meselesi gıdaysa, sosyal yatırımların da bu gerçeği daha güçlü yansıtması gerekecek.

Bu Makaleyi Paylaşın
Yorum yapılmamış