Gıda Güvenliği Neden Ulusal Güvenlik Meselesi Olmasın?

Dilhan Hız
6 Dk Okunabilir

Birleşik Krallık’ta 100’den fazla kuruluş, gıda sistemini uzun vadeli bir devlet politikası haline getirecek “Good Food Bill” için Başbakan Andy Burnham’a çağrıda bulundu. Gıda şirketlerinden çiftçi örgütlerine, sağlık kuruluşlarından yatırımcılara kadar geniş bir kesimin desteklediği yasa önerisi; gıda güvenliği, sağlıklı beslenme, çiftçilerin korunması ve iklim krizine karşı daha dayanıklı bir sistem kurulmasını hedefliyor.

Gıda krizini genellikle market rafındaki fiyat etiketinden okumaya alışığız. Sebzenin pahalanması, gübrenin zamlanması ya da ithal bir ürünün tedarikinde yaşanan sorun, çoğu zaman birbirinden bağımsız gelişmeler gibi görünüyor. Oysa savaşlar, iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve üretim maliyetlerindeki artış aynı sisteme aynı anda yüklenmeye başladığında mesele artık yalnızca “Bu hafta ne kadar pahalı yiyeceğiz?” sorusundan ibaret olmuyor. Birleşik Krallık’ta 100’den fazla kuruluşun bir araya gelerek “Good Food Bill” çağrısı yapmasının arkasında da tam olarak bu fikir var: Gıda sistemi çöktüğünde yalnızca mutfak değil, ekonomi, sağlık, tarım ve ulusal güvenlik de bundan etkileniyor.

Bir Sonraki Gıda Krizi Ne Zaman?

Birleşik Krallık’ın gıda sistemi son yıllarda pandemi, savaşlar, artan maliyetler ve iklim kaynaklı aşırı hava olayları gibi arka arkaya gelen şoklarla karşı karşıya kaldı. Çiftçiler ve üreticiler artan maliyetlerle mücadele ederken, uluslararası çatışmaların gübre fiyatlarını yalnızca son bir yılda yaklaşık yüzde 40 artırdığı, daha sık yaşanan aşırı hava olaylarının ise hasatları daha kırılgan hale getirdiği belirtiliyor. Hükümetin kendi Ulusal Güvenlik Değerlendirmesi de küresel biyolojik çeşitlilik kaybını ülkenin gıda arzı açısından doğrudan tehdit olarak tanımlıyor. Üstelik ülkenin kendi üretim kapasitesi de baskı altında. İngiltere’de meyve ve sebze üretiminin 2015’ten bu yana yüzde 16 azaldığı, buna karşılık meyve ve sebze arzının yüzde 78’inin ithalata dayandığı aktarılıyor. Bu tablo, dışarıdan gelen her yeni ekonomik, jeopolitik ya da iklim kaynaklı şokun sofraya ulaşmadan önce gıda sisteminde bir başka kırılganlık yaratabileceğini gösteriyor. İmzacılar bu nedenle bir sonraki gıda şokunun “olup olmayacağı” değil, “ne zaman geleceği” meselesi olduğunu savunuyor.

Gıda Politikası Neden Beş Yıllık Seçim Döngüsüne Sığsın?

Good Food Bill önerisinin temelinde, gıda politikasının hükümetler değiştikçe yeniden şekillenen geçici programlar olmaktan çıkarılması fikri bulunuyor. Önerilen yasal çerçeve; çocukluk çağı obezitesinin azaltılması, meyve ve sebze tüketiminin artırılması, ülkede yetiştirilen ürünlerin payının yükseltilmesi ve hane halkı gıda güvencesizliğinin azaltılması gibi hedefleri yasal olarak bağlayıcı hale getirmeyi amaçlıyor. Bunun yanında hükümetin ortak bir “Referans Beslenme Modeli” yayımlaması, bakanların sağlık, eğitim, tarım, planlama, çevre ve ticaret kararlarında gıdayı dikkate alması ve beş yıllık eylem planları hazırlanması öneriliyor. İlerlemeyi hükümetten bağımsız bir yapının yıllık olarak denetlemesi de planın önemli parçalarından biri. Aslında tartışılan şey yalnızca yeni bir yasa değil; gıdanın devlet yönetimindeki yerinin değiştirilmesi.

Ucuz Gıda Gerçekten Ucuz mu?

Gıda sistemindeki kırılganlığın bir başka yüzü ise sağlıklı beslenmeye erişim. Birleşik Krallık’ta çocuklu hanelerin yüzde 15’inin gıda güvencesizliği yaşadığı belirtiliyor. Ekonomik baskı arttığında düşük gelirli ailelerin daha ucuz ve daha az sağlıklı gıdalara yönelmesi, meyve ve sebze tüketimini azaltması ise yalnızca bugünün beslenme sorununu değil, geleceğin sağlık yükünü de büyütüyor. Buradaki paradoks oldukça çarpıcı: Gıda ucuzladıkça sistem daha sağlıklı hale gelmek zorunda değil; hatta bazen tam tersi olabiliyor.Daha ucuz olanın daha sağlıklı olduğu bir gıda sistemi kurmak yerine, sağlıklı beslenmenin ekonomik olarak erişilebilir olmadığı bir sistemde “ucuz gıda”yı başarı göstergesi olarak kabul etmek, sorunun yalnızca bir bölümünü çözmek anlamına geliyor.

Çiftçiyi Korumadan Gıda Güvenliği Olur mu?

Yasanın savunucuları gıda güvenliğini yalnızca tüketici açısından ele almıyor. Üreticilerin de sistemin merkezinde tutulması gerektiğini vurguluyor. Çünkü çiftçi ekonomik olarak üretim yapamaz hale geldiğinde, rafların dolu kalmasını yalnızca ithalatla garanti etmek mümkün olmayabilir. İklim değişikliği nedeniyle üretim koşulları zorlaşırken gübre ve diğer girdilerin maliyetinin yükselmesi, tarımsal üretimin dayanıklılığını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle Good Food Bill çağrısı, sağlıklı beslenme politikası ile tarım politikasını aynı masaya oturtmaya çalışıyor. Bir tarafta tüketicinin erişebileceği sağlıklı ve sürdürülebilir gıda, diğer tarafta bu gıdayı üretebilecek çiftçinin ekonomik ve ekolojik olarak ayakta kalabilmesi var.

100’den Fazla Kuruluş Aynı Şeyi Söylüyor

Çağrının dikkat çekici tarafı, yalnızca çevre örgütlerinden ya da sağlık kuruluşlarından gelmemesi. Tesco, Sainsbury’s, Aldi, Waitrose, Co-op ve Booths gibi büyük perakendecilerin yanı sıra Danone, Greencore ve Samworth Brothers gibi üreticiler; yatırım şirketleri, çiftçi örgütleri, akademik çevreler ve sağlık kuruluşları da mektuba imza attı. Bu kuruluşların ortaklaştığı nokta ise oldukça basit: Gıda sistemi artık hükümetlerin gündeminde enerji ve savunma kadar stratejik bir yere sahip olmalı. Nitekim kampanyayı yürüten Food Foundation, Green Alliance ve Sustain, önerilen yasal çerçevenin yalnızca bugünkü krize değil, gelecekteki şoklara hazırlanmayı amaçladığını belirtiyor.

Ya Sonra?

Bugün bir market rafında gördüğümüz domatesin fiyatı, aslında dünyanın başka bir yerindeki savaştan, değişen hava koşullarından, gübre maliyetinden, toprağın durumundan ve bir çiftçinin gelecek yıl üretim yapıp yapamayacağından etkilenebiliyor. Yani gıda sistemi sandığımızdan çok daha büyük bir ağ ve bu ağın herhangi bir yerindeki kırılma, sonunda sofraya kadar ulaşabiliyor. Belki de bu yüzden “Gıda güvenliği ulusal güvenliktir” cümlesini artık yalnızca siyasi bir slogan olarak değil, iklim krizinin ortasında giderek daha somut hale gelen bir gerçeklik olarak düşünmemiz gerekiyor. Çünkü enerji krizinde elektriğin, savaşta savunmanın, ekonomik krizlerde finansal sistemin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Peki insanları besleyemeyen bir ülkenin gerçekten güvende olduğunu söyleyebilir miyiz? Good Food Bill’in Birleşik Krallık’ta yasalaşıp yasalaşmayacağını zaman gösterecek. Fakat tartışmanın kendisi bile önemli bir şeyi hatırlatıyor: Geleceğin gıda krizi markette başlamayacak. Büyük ihtimalle çok daha önce, tarlada, iklimde ve alınmayan siyasi kararlarda başlayacak.

Bu Makaleyi Paylaşın
Yorum yapılmamış