Bir Buğdayı Unutmamak için Üç Yıl Yetiyor mu?

Dilhan Hız
4 Dk Okunabilir

Anadolu’nun yerel buğdaylarından Zerun, Sivas Kangal’da üç yıldır yeniden yetiştiriliyor. Puratos Türkiye’nin Yadigâr Buğdaylar projesi kapsamında gerçekleştirilen üçüncü hasat, yalnızca bir atalık buğdayın yeniden üretilmesini değil, kaybolmaya yüz tutmuş bir tarımsal mirasın üretim döngüsünde tutulmasını da gündeme getiriyor.

Bir buğday çeşidini kaybetmek, yalnızca bir tohumu kaybetmek değil. Onunla birlikte belirli bir toprağa uyum sağlamış bir üretim deneyimi, bir tat, bir ekmek ve kuşaktan kuşağa aktarılan tarım bilgisi de sessizce ortadan kalkabiliyor. Sonra bir gün o tohum yeniden toprağa bırakılıyor. Asıl hikâye de burada başlıyor.

Sivas’ın Kangal ilçesine bağlı Kuşkayası Köyü’nde üç yıldır sürdürülen Zerun üretimi, bu hikâyenin bugün geldiği noktayı gösteriyor. Puratos Türkiye’nin Yadigâr Buğdaylar projesi kapsamında, bölgenin tarım kültürünü kuşaklar boyunca sürdüren Aktan Ailesi iş birliğiyle yetiştirilen Zerun’un üçüncü hasadı tamamlandı. Üç yıl kulağa kısa gelebilir. Ancak bir tarımsal çeşidin yeniden üretim döngüsüne girmesi açısından her sezon yeni bir sınav anlamına geliyor. Ekimden hasada kadar geçen süreçte Zerun’un toprağa ve iklim koşullarına verdiği yanıt izleniyor; her sezon elde edilen gözlemler ve veriler bir sonraki üretim dönemine aktarılıyor. Buradaki mesele yalnızca “Zerun yeniden yetişti” demek değil. Bir yerel çeşidin yeniden toprağa dönmesi kadar, orada kalabilmesi önemli. Çünkü bir tohumu korumanın en etkili yollarından biri onu yalnızca saklamak değil, yeniden üretimin parçası haline getirmek.

Tohumdan ekmeğe uzanan eski bir hikâye

Zerun’un hikâyesi tarlada bitmiyor. Puratos Türkiye’nin proje kapsamında yürüttüğü çalışmalar, bu yerel buğdayın Anadolu’nun ekmekçilik mirasıyla yeniden buluşmasını da hedefliyor. Bu kapsamda Zerun’dan elde edilen buğday kullanılarak ekşi maya üretimi üzerine çalışmalar gerçekleştiriliyor. Böylece bir tarımsal çeşidin korunması, yalnızca tohumun yeniden çoğaltılmasıyla sınırlı kalmıyor; buğdayın sofradaki karşılığının da yeniden aranması hedefleniyor. Üçüncü hasatla elde edilen yeni ürün de bu çalışmanın devamlılığı açısından önem taşıyor. Tarladan alınan buğday, ekmekçilikte değerlendirilmek üzere yeniden araştırma ve üretim sürecine giriyor. Çalışmalar, farklı disiplinlerden akademisyenlerin yer aldığı bir bilim kurulunun rehberliğinde sürdürülüyor. Kurul; Anadolu buğdaylarının tarihsel, besinsel ve sosyo-ekonomik değerinin yanı sıra tarımsal çeşitliliğin korunması ve yerel üretim modellerinin sürdürülebilirliği üzerine çalışıyor.

Burada dikkat çekici olan, yerel bir çeşidin geçmişten bugüne taşınması kadar geleceğe taşınmaya çalışılması. Çünkü atalık tohumları korumak, onları nostaljik bir objeye dönüştürmekten çok daha fazlasını gerektiriyor. Toprakta yeniden üretilmeleri, üreticinin bu döngünün içinde kalması ve elde edilen ürünün gıda sisteminde bir karşılık bulması gerekiyor. Puratos Türkiye’nin Yadigâr Buğdaylar projesi de tam olarak bu uzun döngüyü kurmaya çalışıyor: tohumdan tarlaya, tarladan ekmeğe.

Ya Sonra?

Bugün tarımın geleceğini konuşurken daha verimli tohumlardan, yüksek teknolojiden ve yeni üretim modellerinden söz ediyoruz. Bunların hepsi önemli. Ama belki de geleceğin bir bölümü, geçmişte elimizden kaçırdığımız çeşitleri yeniden hatırlamakla ilgili. Zerun’un üçüncü hasadı bu yüzden yalnızca bir hasat haberi değil. Bir tohumun yeniden toprağa dönmesinin mümkün olduğunu gösteriyor. Ama aslında asıl sınav bundan sonra başlıyor: Bir buğdayı yeniden yetiştirmek mi daha zor, yoksa onu gelecek nesillerin de yetiştireceği bir tarım kültürünün parçası haline getirmek mi?

Bu Makaleyi Paylaşın
Yorum yapılmamış