Kuraklık, seller, yükselen denizler ve aşırı hava olayları… İklim değişikliği artık yalnızca doğayı değil, binlerce yıllık kültürel mirası da tehdit ediyor. UNESCO’nun Busan’daki toplantısı, dünyanın ortak hafızasını korumak için verilen mücadelenin yeni cephesini gözler önüne seriyor.
Bir zamanlar savaşlar şehirleri yıkıyordu. Bugün ise aynı tehdide sessiz ama sürekli ilerleyen başka bir güç eklendi: iklim değişikliği. UNESCO Dünya Mirası Komitesi’nin Güney Kore’nin Busan kentinde başlayan toplantısı, yalnızca yeni miras alanlarını belirlemek için değil, iklim krizinin kültürel ve doğal miras üzerindeki giderek büyüyen etkisini değerlendirmek için de kritik önem taşıyor. Komite, savaşlardan zarar gören tarihi alanların yanı sıra yükselen deniz seviyeleri, uzun süreli kuraklıklar, şiddetlenen fırtınalar, erozyon ve orman yangınları nedeniyle geri dönülmez risklerle karşı karşıya kalan alanları da Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi’ne almayı değerlendiriyor. Bu liste, bir mirasın kaybedildiğini değil, onu korumak için zamanın daraldığını gösteriyor.

Ortak Miras Yok Oluyor
İklim değişikliğinin etkileri artık yalnızca buzulların erimesi ya da ormanların yanmasıyla sınırlı değil. Deniz kıyısındaki tarihi kentler tuzlu su baskısıyla mücadele ederken, taş yapılarda sıcaklık farklarının yol açtığı çatlaklar büyüyor, uzun süren kuraklıklar ise binlerce yıldır ayakta kalan ekosistemleri geri dönüşü zor biçimde dönüştürüyor. UNESCO’nun değerlendirmeleri, iklim krizinin insanlığın ortak mirasını da doğrudan hedef aldığına işaret ediyor. Bugün Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi’nde onlarca kültürel ve doğal alan bulunuyor. Listeye giren bölgeler uluslararası teknik ve mali destek alma konusunda öncelik kazanıyor. Ancak uzmanlara göre asıl mesele, daha fazla alanın bu noktaya gelmesini engellemek. Çünkü koruma çalışmaları ne kadar güçlü olursa olsun, iklim değişikliğinin etkileri hızlandıkça müdahale alanı da daralıyor.
Ya Sonra?
Bir miras alanı ne zaman kaybedilmiş sayılır? Duvarları yıkıldığında mı, deniz altında kaldığında mı, yoksa onu kurtarmak için harekete geçmekte geç kaldığımızda mı?
İklim krizini çoğu zaman geleceğin meselesi gibi konuşuyoruz. Oysa bugün tehdit altında olan yalnızca yarının yaşamı değil; binlerce yıl öncesinden bugüne ulaşan ortak hafızamız. Belki de asıl soru artık şu: İnsanlık, geçmişini koruyamadan geleceğini nasıl inşa edecek?
